kitaplık1

Sözün Özü

EL-FURKAN’DAN

Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. el-Furkan: Ahzab 59

Bloğumun ikinci güncesini hayatımıza hayat kaynağı olan 
el-Furkan'dan bir ayetin mealini vererek paylaşmak
istiyorum. Ayette geçen ‘dış örtüleri’ şeklinde 
tercüme edilen kelimenin Arapçası ‘celabib’ olup, tekili, 
Türkçemizde de yer alan ‘cilbab’dır. Elmalılı 
Hamdi Yazır bu ayetin tefsirinde cilbabı şu şekilde 
tanımlamaktadır: ‘Cilbab, baştan aşağı örten çarşaf, 
ferace, car gibi dış kisvesinin adıdır.'
Elmalılı’nın yaşadığı dönem itibariyle cilbabı yine dönemin tesettür ifade eden kelimeleriyle tanımladığını görmekteyiz. Çarşaf, ferace, car; Osmanlı’nın farklı dönemlerinde kadınların giymekte olduğu dış kıyafetlerden bazılarıdır. Bloğumun ilerleyen güncelerinde  ‘dış kıyafet’in altını daha kalın bir şekilde çizmek istiyorum. Zira tesettürün mütemmim bir cüzü olan dış kıyafet tabiri çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır.
Bu kıyafetlerden, ve sonrasında tefsirde bahsedilmeyen diğer bir kaçından tarihçi Mustafa Armağan’ın araştırmaları ışığında bahsetmek istiyorum.

Feracenin tarihi eski olup, siyah da dahil olmak üzere çeşitli renklerde giyilebiliyordu. Ferace, ağzı örten yaşmakla tamamlanan, özellikle İstanbul kadınlarının uzun yüzyıllar boyunca giydikleri bir giysiydi. Ferace, düz renk ipekliden yapılır, yaka içine, renge uygun sura astar konur, yaka ve kol kenarlarına ağır motifler, boncuklu ve saçaklı harçlar dikilirdi.

Car ise (Arapçadaki ‘izar’ kelimesinden bozma) tek parçadan oluşan dikişsiz dört köşe bir kumaşla, biri baş ve vücudun üst kısmını dizlere kadar örten pelerin ile belden ayaklara kadar inen eteklik ve bunu tamamlayan peçe şeklindeki giysidir.

Çarşaf tarihi açıdan bakıldığında Şam ve Halep kaynaklı 
olup, beyazdan siyaha kadar pek çok renkte olurdu. Siyah, 
lacivert, mor, güvez rengi ve nefti renkleri en revaçta 
olanlar olup, gençler arasında daha çok mavi, turkuaz, 
yeşim ve leylak rengi tercih edilirdi. En önemlisi ise 
çarşafın dönem itibariyle, son dönem diyebileceğimiz 
1870’li yılların ortalarından itibaren yaygınlaştığını 
öğreniyoruz.

Bürgü, yeldirme, maşlah ve ehram, Osmanlı döneminde giyilen, kullanım alanları farklı olan kıyafetlerdir.

Maşlah; 19. yüzyılın sonlarından itibaren İstanbul hanımlarının kullandığı bir dış kıyafet olup şehir içinden ziyade daha çok sayfiyelere, yalılara ve köşklere taşınıldığı zaman kullanılmıştır. İlaveten mesirelerde de giyildiği tarihi kaynaklarda belirtilmiştir.

Yeldirmeyi daha çok köylü kadınlar giyerdi ve bugünkü başörtülü ve pardösülü kadın giyimini andırmaktaydı.

Ehram ise bugün Erzurum ve Urfa gibi yerlerde hâlâ 
giyilen bir giysi tarzıdır. Bu  yörelerde hanımlar 
tarafından örtünme aracı olarak kullanılmaktadır. Koyun 
yününden hazırlanan ince iplikle hazırlanan iki parça 
olarak dokunur. Her birine, kanat adı verilen iki parçanın 
birleştirilmesi ile ehram adı verilen kıyafet tamamlanır.
Ehramlar genellikle beyaz, siyah ve mor renkte olmaktadır.
This entry was published on February 28, 2013 at 9:32 pm. It’s filed under Günceler and tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , . Bookmark the permalink. Follow any comments here with the RSS feed for this post.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: